Bacağı Kırılan Atı Vururlar-2 (Batık Maliyet Yanılgısı)

Sharing is caring!

Batık maliyet yanılgısı sadece iş hayatı için geçerli bir kural değildir. Benzer bir durum spor sahalarında da vardır. Takımlar büyük paralar ödeyerek aldıkları sporcularda ısrarcı olurlar. Onlara daha fazla forma şansı verir, daha çok imtiyaz tanırlar. Sezonu hatta sezonları böyle tamamlayan sporcular vardır. Yöneticiler ve sporcuyu seçen antrenörler yanlış yaptıklarını kolay kolay kabul etmezler. Bu da genellikle mali yükün yanına bir de sportif başarısızlığı ekler, iyi mi? Atletico Madrid alt yapısında yetişen başarılı santrafor Fernando Jose Torres flaş bir transfer ile 2007 yılında 38 milyon Euro bir bedelle Liverpool’a katıldı. Burada da aynı istikrarlı performansını sürdüren Torres  4  sezonda 102 maçta 65 gol atarak adını tüm dünyaya duyurdu. Ardından da 2010-2011 sezonunda 60 milyon Euro ya yakın bir rekor bedelle Chelsea’ye transfer oldu. 2011-2014 sezonları arasında iyi gitmeyen performansına rağmen Liverpool’daki kadar şans bulan Torres 110 maçta sadece 20 gol atabildi. Burada geçirdiği günlerin ardından Torres önce Milan’a kiralık olarak gönderildi sonra sadece 3 milyon Euro bir bedelle Milan’a satıldı. En son Japonya’nın Sagen Tosun takımına transfer olan Torres spor dünyasındaki pek çokları gibi batık maliyet yanılgısına güzel bir örnek olur ama ders olur mu derseniz pek sanmam…

Batık maliyet yanılgısı iki yönlü bir kayıptır. İnsanlar kayıpları düşünmeye odaklandıkları için kaçan fırsatları hiç düşünmezler. Bu arada enerjimizi, paramızı ve zamanımızı başka bir işe koyarak elde edilebilecek fırsatların maliyetini göz önüne almayız bile. Sanırım bunu hesaplamak batık maliyeti hesaplamaktan bile zordur.

Büyük ve renkli sinema dünyası da bu yanılgıdan payını alır.1963 yılında çekimlerine başlanan Kleopatra filmi döneminin en sansasyonel olaylarından biriydi. Sinema dünyasının iki dev ismi Liz Taylor ile Richard Burton‘ın rol aldığı film başlangıç bütçesinin 22 katına mal oldu. Londra’da başlanan filmin çekimleri Taylor’ın rahatsızlığı nedeni ile durduruldu. Yapımcılar büyük zahmetler ile seti Roma’ya taşıdı ve çekimlerin devam edebilmesi için Taylor’ın iyileşmesi beklendi. Bu arada iki yıldızın fırtınalı aşk ilişkisi yüzünden ara verilen çekimler, sette çıkan kıskançlık kavgaları da filmin adeta lanetli bir yapım ilan edilmesine neden oldu. Sonunda film bitti ama birçok sahne beğenilmediği için filmden çıkarıldı. Sonunda film yılın en çok izlenen filmi olsa da şirketi 21 milyon dolar zarara uğrattı. Sonuçtan sinema izleyenleri memnundu ama yapımcı keşke tamamlamasaydım demiş midir merak konusu. Bu arada yapımcıyı eleştirmek kolay ama aynı durum küçük ölçekte biz seyirciler için de geçerli değil midir? İnsanlar sırf bilet parasını ödedikleri için kolay kolay kötü bir filmi bırakıp çıkmazlar, üstelik de sıkılmalarına rağmen. Böylece aslında çifte kayıp yaşanır. Hem paranızdan olursunuz hem de vaktinizden.

Zaman kaybı söz konusu olduğunda kimse mutsuz bir ilişkiye veya evliliğe gösterdiği tahammülü düşünmez. İlişkiye yaptığımız duygusal yatırımları düşünür, mutsuz bir sürece dayanırız. Üstelik de bunu fedakarlık olarak düşünüp kendimizi kandırırız. Parasal konulardaki kurallar burada da geçerlidir. Mutsuz bir ilişkiye yatırım yapmaya devam ediyorsunuzdur. Üstelik madem mutsuzsun neden ayrılmıyorsun? Sorusuna verdiğimiz cevap ise daha ironiktir. ‘Ben bu ilişkiye yıllarımı verdim.’ Aynı kişi ile tekrar tekrar ayrılıp barışmak veya evlenmenin temelinde de batık maliyet yanılgısı vardır. Ama Romanyalı milyoner Silvio Prigoona’nın parasını duygusal yatırımlarından daha iyi yönettiği kesin.  Forbes Romanya’ya göre kişisel serveti 30 milyon Euro’dan fazla olan aynı zamanda ülkenin önemli siyasi figürlerinden kabul edilen Silvio eşi Adriano Behmuteonu ile tam 6 defa evlenip boşanmıştır. Son ayrılığı soran gazetecilere  ‘Ona binlerce Euro değerinde saatler ve çantalar aldım, istediği her şeye sahipti. Binlerce kadın onun yerinde olmak ister ama neden gene ayrıldı anlamadım.’ diye açıklama yaptı.  Sanırım kimse de Silvio’nun politik gücünden çekindiğinden çıkıp da sen niye dönüp dönüp aynı yanılgıya düşüyorsun diye sormaya cesaret edemedi. Sonunda bu ilişkiye hem duygusal hem de parasal yatırım yapmaktan vazgeçen Silvio,  Mihaela Prigoană ile evlendi.

Virginia Üniversitesi’nden psikolog Daniel Wegner  “geçişken hafıza” dediği bir kavramın ilişkilerde yaşanan batık maliyet yanılgısı üzerinde büyük bir etkisi olduğunu düşünüyor. Hafızadan söz ettiğimizde sadece kafamızın içinde depolanan fikirler, izlenimler ve bilgilerden söz etmiyoruz. Anımsadığımız şeylerin büyük bir bölümü aslında beyinlerimizin dışında depolanmaktadır. Artık çoğumuz gereksinim duyduğumuz telefon numaralarını ezberlemiyoruz, bir çok bilgiye elimizin altındaki arama motorlarına girip saniyede ulaşıyoruz. Ama belki de çok daha önemlisi, bilgileri başka insanlarda da depolayabiliyoruz. Çiftler bunu otomatik olarak yapıyor. Örneğin Wegner birkaç yıl önce en az üç aydır birlikte olan 59 çiftle bir deney yaptı. Bu çiftlerin yarısının birlikte kalmalarına izin verildi ve diğer yarısı birbirinden ayrılarak kendilerine yeni bir partner verildi. Daha sonra Wegner çiftlere 64 cümle verip onları okumalarını istedi. Her cümlede altı çizili bir sözcük vardı. Örneğin: “Midori bir Japon kavun likörüdür.” Bütün cümleleri okuduktan beş dakika sonra çiftlerden anımsayabildikleri cümleleri yazmaları istendi. Beklendiği gibi, birbirini tanıyan çiftler birbirini tanımayanlardan önemli miktarda daha fazla şey anımsadı. Wegner, insanların birbirlerini iyi tanıdıklarında kimin ne tür şeyleri daha iyi ezberleyeceği anlayışına dayalı, üstü örtülü bir birleşik hafıza sistemi – geçişken hafıza sistemi – yarattıklarını söylüyor: “İlişki gelişimi karşılıklı olarak kendini açma sürecedir. Bu süreci kişiler arasında bir açılma ve kabul süreci olarak tasvir etmek belki daha romantik olabilir ama bu süreç aynı zamanda geçişken hafızanın da zorunlu bir öncüsü olarak değerlendirilebilir.” Geçişken hafıza yakın ilişki anlamına gelen şeyin bir parçasıdır. Aslında, Wegner’a göre, ayrılığı bu kadar acı verici yapan etkenlerden biri de bu tür birleşik hafızanın yitirilmesidir: “Depresyona giren ve bilişsel bozukluktan yakınan boşanmış insanlar bir zamanlar ortak bir anlayışa varmak için deneyimlerini paylaşıyorlardı… Bir zamanlar partnerlerindeki büyük depolama kapasitesini kullanabiliyorlardı, şimdi bunu da kaybetmiş oluyorlar… Geçişken hafızanın kaybı, insana kendi zihninin bir parçasını yitirmesi gibi bir his verir. Bu nedenle insanlar mutsuz oldukları ilişkiye yatırım yapmaya devam etmek isterler.”

Batık maliyet yanılgısı meselesini çok yanlış anladığımızı düşündüğüm bir konu ile kapatmak istiyorum.  Pek çoğumuz asla pes etmememiz gerektiğini söyleyen, sebat etmenin amacımıza ulaşmamızla son bulacağını anlatan kişisel gelişim kitaplarını severiz.  İçinde bulunulan koşulları irdelemeden geçmişte pek çok kişinin bizimkine benzer sıkıntılar yaşadığını okumanın, onlar başardıysa ben neden yapamayayım diye düşünmenin ferahlatıcı bir etkisi olduğu muhakkak. Hayatın acımasızlıklarına dayanmak için belli oranda bir iyimserlik gerektiği de tartışılmaz ama ben gene de konunun biraz yanlış anlaşıldığını düşünüyorum ve bu konuda güzel bir saptamada bulunan ‘Görünmeyeni Düşünmek’ kitabının yazarları Steven Levitt ve Stephen Dubner’den bir alıntı ile bitirmek istiyorum:

“ İster büyük, ister küçük, ister önemli, ister önemsiz hiçbir şey için asla pes etme, asla vazgeçme asla asla asla…

Bu sözler Winston Churchill tarafından 1941 yılının Ekim ayında 2. Dünya savaşının hararetli günlerinde söylenmiştir. Amerika’nın henüz savaşa girmediği, Avrupa’nın hızla Hitler tarafından işgal edildiği o günlerde Almanya’nın en güçlü rakibi İngiltere’ydi. Ve savaşın bedelini ağır kayıplar ile ödeyen İngiliz halkı üzerinde bu sözler büyük bir etki yaratmıştı. Mesaj açıktı başarısızlık bir seçenek olabilirdi ama pes etmek asla olamazdı. Bu ünlü sözlerine rağmen Winston Churchill tarihin en büyük vazgeçenlerinden biriydi. Siyasete girdikten sonra bir partiden diğerine atladı ve sonunda hükümet işlerinden tamamen ayrıldı.  Sonra tekrar girdi ama bir süre sonra yine bıraktı. Kendi isteği ile bırakmadığı zamanlarda da atıldı.  Yıllarca İngiltere’nin Nazilere taviz vermesini eleştirdi ve ancak bu politikanın başarısızlığı büyük bir savaşa neden olunca hükümette görev üstlendi. En karanlık anlarda bile Churchill, Hitler’in peşini bırakmadı ve İngiltere’nin en büyük savaş lideri oldu. Belki de uzun süreli vazgeçme geçmişi, Churchill’e gerçekten gerekli olduğunda sert tepki gösterme zırhını sağladı. O; neyin vazgeçmeye, neyin de sonuna kadar gitmeye değer olduğunu artık biliyordu. ” Evet vazgeçmeyin, pes etmeyin, yılmayın ama denemekten vazgeçmeyin. Deneme konusunda pes etmeyin, denemekten yılmayın. Başarısız olduğunuz denemelerde de iyi ve akıllı başarısız olun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares